Bilim Akademisinin 2026-2027 dönemi popüler bilim etkinliklerinin ilki dün ANAMED’de yapıldı.
“Demokratik Gerileme Döneminde Seçimler ve Kutuplaşma” başlıklı panelde Evren Balta ve Ali Çarkoğlu seçim rekabetindeki dönüşümü ve Türkiye’de kutuplaşmanın dinamiklerini farklı açılardan ele aldı.
Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi Evren Balta “Sandığın Ötesinde: Türkiye’de Seçmen, Muhalefet ve Rejim Dinamikleri” başlıklı konuşmasında seçmen davranışlarını yalnızca parti tercihleri üzerinden değil bu tercihlerin oluştuğu siyasal altyapı üzerinden değerlendirdi. Kutuplaşmanın seçmenleri daha homojen bloklar içinde topladığı ve ikna edilebilir seçmen sayısının azaldığı durumda küçük seçmen gruplarının seçim sonuçları açısından belirleyici hâle geldiğini anlattı.
Konuşmasının devamında iktidar ve muhalefet stratejilerinin seçmen davranışı üzerindeki etkisine odaklanan Balta, merkezileşme ve kişiselleşmenin yerel örgütlerin seferberlik, dağıtım ve bilgi işlevlerini aşındırdığını anlattı. Bu çözülmenin yerelde örgütlü bir alternatif bulunduğunda daha önce ulaşılması güç seçmenlerle temas için yeni bir alan yarattığınıbelirtti.
Balta’ya göre muhalefetin bu alandaki başlıca araçları kutuplaşmayı azaltan bir dil, siyasi koordinasyon ve seçmenle doğrudan ilişki kuran yerel örgütlenme. Balta ayrıca son dönemde siyasal rekabetin seçimlerden önce rakibin hareket alanını daraltmaya ve seçmende “oy versem de bir şey değişmez” düşüncesini güçlendirmeye yönelik araçlarla da şekillendiğini söyledi. Balta bunu kimseyi ikna etmeyi gerektirmeyen ve baskıdan çok daha az maliyetli bir strateji olarak ifade etti: Seçmenin sorusu “kimi seçeyim”den “seçsem ne olacak”a kayıyor.
Bilim Akademisi Üyesi Ali Çarkoğlu “Kutuplaşmanın Kuru: Siyasi Anlaşmazlık Ne Zaman Duygusal Mesafeye Dönüşür?” başlıklı konuşmasında kutuplaşmayı ölçerken yalnızca seçmenlerin ne kadar anlaşamadığına bakmanın yeterli olmadığını söyledi. Çarkoğlu, bir birim siyasi anlaşmazlığın ne kadar antipati ürettiğini “kutuplaşmanın kuru” olarak tanımladı. Döviz kuruna benzettiği bu ilişkinin sabit olmadığını; aynı düzeydeki anlaşmazlığın farklı dönemlerde farklı miktarda duygusal kutuplaşma yaratabileceğini anlattı.
Çarkoğlu’na göre bu “kur” üzerinde iki koşul özellikle etkili: Siyasal meselenin ahlaki yükü ve meselenin hâlâ sandıkta ya da siyasal kurumlar aracılığıyla değiştirilebilir olup olmaması. Ahlaki yük arttıkça anlaşmazlığın antipatiye dönüşme potansiyeli yükselirken konu karara bağlandığında bu etki azalıyor.
2015, 2018 ve 2023 Türkiye Seçim Araştırmalarını karşılaştıran Çarkoğlu, “kutuplaşmanın kuru”nun 2018’de en yüksek düzeye çıktığını, 2023’te ise gerilediğini gösterdi, başkanlık sistemi tartışması bu değişimin en belirgin görüldüğü konulardan biri oldu. Çarkoğlu bu gerilemenin görüş ayrılıklarının ortadan kalktığı anlamına gelmediğini, kamplar arasındaki fark büyürken anlaşmazlığın antipati üretme gücünün azaldığını vurguladı. Bunun seçmenlerin çekinip sustuğu anlamına da gelmediğini, aksine 2023’te insanların görüşlerini daha açık ve keskin biçimde ifade ettiğini aktardı. Çarkoğlu’na göre bu bulgu, kutuplaşmadaki her düşüşün iyi haber olmadığını gösteriyor: Antipatinin azalması uzlaşmadan değil, meselenin artık sandıkta değiştirilemez hâle gelmesinden de kaynaklanabilir.
Çarkoğlu ayrıca kutuplaşmanın seçmeni bulunduğu siyasi kampta tutan bir “kalkan” işlevi gördüğünü ve ekonomi kötüleştiğinde dahi yüksek kutuplaşmanın iktidar tabanındaki cezalandırma eğilimini zayıflatabildiğini anlattı.
Konuşmasının sonunda farklı siyasal meselelerin aynı ölçüde kutuplaştırıcı olmadığını vurgulayan Çarkoğlu, Ocak 2027’de başlayacak EMERGEPOL projesinde Türkiye, Macaristan, İrlanda ve Hollanda’da farklı meselelerin kutuplaşma potansiyelini karşılaştırmalı olarak inceleyeceklerini aktardı.
Son zamanların en yağışlı İstanbul gününde panelimize katılan değerli dinleyicilerimize ve konuşmacılarımıza teşekkür ederiz.
Aylık popüler bilim etkinliklerimizin ikincisi 18 Kasım’da ANAMED’de olacak.

