Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü profesörü ve Bilim Akademisi Üyesi Ali Çarkoğlu Avrupa’nın en prestijli ve rekabetçi araştırma fonları arasında gösterilen Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) İleri Düzey Araştırma Desteğini (Advanced Grant) almaya hak kazandı.

TÜBİTAK ERC Baş Araştırmacı Geliştirme Programı (EBAG) kapsamında desteklenen ve Çarkoğlu’nun yürütücülüğünü üstleneceği “Yükselen Meseleler ve Duygusal Kutuplaşmanın Dinamikleri (EMERGEPOL)” adlı beş yıllık proje, siyasi kutuplaşmanın nasıl ortaya çıktığını ve hangi toplumsal meselelerin gelecekte kutuplaştırıcı etki yaratma potansiyeli taşıdığını anlamayı amaçlıyor.

EMERGEPOL, son yıllarda birçok ülkede siyasi tartışmaların merkezine yerleşen göç, çokkültürlülük, kimlik politikaları ve iklim değişikliği gibi konuların hangi koşullarda kalıcı toplumsal ayrışmalara dönüştüğünü araştıracak. Çarkoğlu ve ekibi siyasi kutuplaşmayı yalnızca ortaya çıkan sonuçlar üzerinden değil, kutuplaşmaya yol açan meselelerin ortaya çıkışından toplum üzerindeki etkilerine kadar uzanan süreç üzerinden ele alacak. Bu kapsamda parlamentolardaki konuşmalar, seçim bildirgeleri, haber içerikleri ve çevrimiçi tartışmalar gelişmiş doğal dil işleme yöntemleriyle analiz edilirken, dört ülkede yürütülecek panel araştırmalarıyla vatandaşların görüşlerindeki değişim de izlenecek.

Türkiye, Macaristan, İrlanda ve Hollanda’yı kapsayan araştırmanın en özgün hedeflerinden biri ise gelecekte kutuplaştırıcı etki yaratabilecek toplumsal meseleleri önceden belirlemeye yardımcı olacak bilimsel araçlar geliştirmek. Proje sonunda, belirli konuların kutuplaşma yaratma potansiyelini ölçmeye yönelik bir “Kutuplaşma Potansiyeli Endeksi” ile araştırmacılar, gazeteciler ve politika yapıcıların kullanımına açık web tabanlı bir tahmin aracı oluşturulması planlanıyor.

ERC Advanced Grant 2025 çağrısında Türkiye’den destek alan tek projenin lideri olan üyemizi içtenlikle kutluyor, EMERGEPOL ile ilgili sorularımıza verdiği yanıtları sizlerle paylaşıyoruz:

 

Araştırma Türkiye, Macaristan, İrlanda ve Hollanda’yı kapsayacak. Bu seçimi neye göre yaptınız?

Bu dört ülke, demokratik kurumların gücü ve son yıllarda yaşanan siyasi gerilimler açısından sistematik bir karşılaştırma imkanı sunduğu için seçildi. İrlanda ve Hollanda yerleşik demokrasileri, Türkiye ve Macaristan ise demokratik kurumların ciddi baskı altında olduğu ülkeleri temsil ediyorlar. Dört ülke aynı zamanda göç, kimlik siyaseti ve ekonomik dönüşüm gibi Avrupa genelinde gündemde olan meselelerde farklı dinamikler sergiliyor. Bu da yeni çıkan konuların duygusal kutuplaşmaya dönüşme süreçlerini farklı siyasi bağlamlarda karşılaştırmalı olarak incelememizi mümkün kılıyor.

 

Araştırmanızın özgün hedeflerinden biri “gelecekte kutuplaştırıcı etki yaratabilecek toplumsal meseleleri önceden belirlemeye yardımcı olacak bilimsel araçlar geliştirmek”. Öte yandan tüm dünyanın bir belirsizlik / öngörülemezlik döneminden geçtiği sıkça dile getiriliyor. Bu bir meydan okuma mı, yoksa “öngörülemezlik” konusu abartılıyor mu?

Doğrusu, dünyanın bugünlerde geçmişten daha öngörülemez olup olmadığından emin değilim. Ama bildiğimiz ve ölçümlerle de desteklenen, sosyal ve siyasi ortamın özellikle bazı ülkelerde geçmişe kıyasla anlamlı derecede daha kutuplaşmış olmasıdır. Hemfikir olunmayan çevrelerin, duygusal kutuplaşmanın sonucu olarak düşman olarak görülmesi; fikir ayrılıklarının artmasına karşılık gelen ideolojik kutuplaşmadan çok daha baskın bir rol oynuyor günümüz dünyasında. Ve bu da demokrasileri daha kırılgan hâle getiriyor.

Bu ortamda projeyi motive eden üç farklı meydan okuma var. Kavramsal olarak “öngörülemezlik” terimini daha dikkatli ele almamız gerekiyor; metodolojik olarak modellerimizin iddialarını bu belirsizliğe göre kalibre etmek zorundayız ve bilim tarihi açısından, bir dönemin sıra dışı olması o dönemi inceleme ihtiyacını azaltmaz, artırır.

Kavramsal düzeyde başlamak gerekirse: sosyal bilimlerde uzun süredir farkında olduğumuz bir ayrım var. Rastgelelik ile epistemik belirsizlik farklı şeyler. Bir sürecin “öngörülemez” olması, çoğu zaman onun saf tesadüf olduğunu değil, henüz gözlemlemediğimiz örüntülere sahip olduğunu gösterir. EMERGEPOL’ün araştırma sorusu da tam olarak burada konumlanıyor. Kutuplaştırıcı meselelerin ortaya çıkış süreci gerçekten rastgele mi, yoksa erken aşamalarında tespit edilebilecek sistematik sinyaller mi taşıyor? Cevap büyük olasılıkla ikisinin karışımı. Bu karışımın yapısını anlayabilirsek önemli bir bilimsel katkıda bulunabiliriz. Bu katkı da demokrasilerin kırılganlıklarına karşı, onları kutuplaşmış bir tartışma ve siyasi mücadelenin yıpratıcı etkileri karşısında güçlendirebilir.

Metodolojik düzeyde, projenin bilimsel iddiası mütevazı ama net. Amaç kesin bir tahminde bulunmak değil. Olasılıksal bir erken uyarı çerçevesi oluşturmak. Bir meselenin önümüzdeki seçim döneminde kutuplaşma potansiyeli taşıyıp taşımadığını yüzde yüz kesin olarak söyleyemeyiz. Ama elit söylemindeki yoğunluk, medya çerçeveleme örüntüleri ve kamuoyu tepkilerinin duygusal tonu gibi göstergelerin bir araya gelmesinin tarihsel olarak ne tür sonuçlarla ilişkilendiğini istatistiksel olarak modelleyebiliriz. Bu, meteorolojik tahmine benzetilebilir. Yağmurun kesin saatini söyleyemeyiz, ama yağmur olasılığını anlamlı biçimde tahmin edebiliriz. Bu da insanlara şemsiye taşıyıp taşımayacaklarına karar vermeleri için yeterli olur. EMERGEPOL’ün geliştirmeyi hedeflediği araç da bu mantıkla çalışacak. Sonuçlarımız kesinlik iddiası taşımak yerine, bilinçli bir kamusal tartışma için zaman kazandıran bir sinyal olarak değerlendirilebilir.

Üçüncüsü ve belki en önemlisi, bilim tarihi açısından bakıldığında: yapısal değişim dönemleri sosyal bilimler için en verimli inceleme alanlarıdır, çünkü daha sıradan dönemlerde görünmeyen mekanizmalar bu dönemlerde açığa çıkar. Dünyanın duygusal olarak daha kutuplaşmış ve hatta daha da öngörülemez hale gelmesi, dinamiklerin tamamen rastgele hale geldiği anlamına gelmiyor. Aksine, bu dönemlerde yeni örüntüleri öğrenme ve daha sağlam kuramsal çerçeveler kurma imkanı da doğuyor. EMERGEPOL’ün dört farklı ülkedeki siyasi bağlamı eşzamanlı olarak incelemesi de bu nedenle önemli. Bir ülkeye özgü tesadüfleri elemek ve sistematik örüntüleri ayırt etmek için karşılaştırmalı bir çerçeveye ihtiyacımız var.

 

Bu heyecan verici araştırmayla ilgili ilk bulguları kamuoyu ile ne zaman paylaşacaksınız? 

Projenin Ocak 2027’de başlamasıyla birlikte saha çalışmaları için altyapı kurulumu ve ekip oluşturma süreci başlayacak. İlk somut bulguları Türkiye’deki olası seçim döneminde yapacağımız ilk panel araştırmasının ardından elde edeceğiz. Daha geniş kapsamlı karşılaştırmalı bulguları ise diğer üç ülkenin tamamında kampanya söylemlerinin analizi ve anket çalışmaları tamamlandığında, 2030 yılı civarında bekleyebiliriz. Bunların yanı sıra projenin internet sitesi üzerinden düzenli güncellemeler ve metodolojik dokümanlar baştan itibaren erişime açık olacak; bu sayede araştırma sürecinin kendisi de şeffaf bir biçimde takip edilebilecek.

 

Projeyi nasıl bir ekiple yürüteceksiniz?

Benim dışımda istatistik ve hesaplamalı sosyal bilimler alanında çalışan araştırmacılar var. Birlikte çalışacağımız doktora sonrası araştırmacıların yanı sıra Hollanda, İrlanda ve Macaristan’da ülke uzmanı davranışsal siyaset bilimi uzmanları da var. Zaman içinde değişmekle birlikte, toplamda 11-12 kişilik bir ekip olacağız.

Q&A: Bilim Akademisi Ofisi