İstanbul Üniversitesi, Fen Fakültesi, Kimya Bölümü’nden 1951 den Kimya Y. Mühendisi olarak mezun oldu. İstanbul Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi’nde 1956 yılında Analitik Kimya alanında Prof. Dr. Rasim Tulusun danışmanlığında tamamladı. Fulbright bursu alarak 1960-62 yılları arasında Amerika’da Minesota Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi’nde Prof. Dr. Gisvold’un laboratuarında iki yıl kalarak doktora sonrası çalışmaları yaptı. 1962 de İ. Ü. Eczacılık Fakültesine döndü. 1963 Yılında Arizona Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi’nden bir NIH projesinde çalışmak üzere Prof. Dr. R. Cole’den davet alarak tekrar Amerika’ya gitti ve 1967 yılına kadar NIH’in “Plant Screening Programme for Cancer Research” programı çerçevesinde Arizona yerli halkının kansere karşı kullandığı bitkilerin kimyasal ve biyolojik etkilerini araştırarak laboratuar başkanı olarak çalıştı ve kansere aktif glikoproteinleri tesbit edip yapısal çalışmalar yaptı, bitkilerden elde ettiği bazı glikoproteinler klinik incelemelere alındı. Türkiye’ye döndükten sonra 100 kadar bitki ekstresinin antikanser etkili bileşenlerini inceledi ve en aktif olarak Colchicum ve Merendera türlerini, özellikle de Merendera caucasica türünü buldu, ancak bu türden elde ettiği antikanser özellikli colchicum alkaloitlerinin çok toksik olması nedeniyle çalışmalar ilaç olma aşamasına dek sürdürülemedi. Dr. Ulubelen yaptığı bu çalışmalarla Amerikan Eczacılık Birliği tarafından 1962, 1963 ve 1964 de Genç Bilim İnsanı ödülleriyle ödüllendirildi. 1967 de Türkiye’ye dönen Dr. Ayhan Ulubelen aynı yıl İ.Ü. Eczacılık Fakültesi’nde çok genç yaşta Profesör ve Kürsü Başkanı oldu ve takibeden yıllarda Salvia türleri üzerinde yoğun olarak çalışmış ve pek çok abietan diterpen izole ederek yapılarını modern NMR ve kütle spektrumu teknikleriyle aydınlatmıştır. Bitkilerden elde edilen doğal bileşiklerin yapı tayini çalışmalarında NMR’ı yoğun olarak Türkiye’de kullanan ilk bilim insanıdır ve hatta organik kimya alanında da Türkiye’de NMR’ın yaygın olarak kullanılmasına öncülük edenlerdendir. Salvia türlerinin yanı sıra Lamiaceae familyasına ait diğer başka türleri de incelemiş ve sadece spektroskopik yöntemlerle yapı tayini değil, ekstrelerin yanı sıra pek çok saf ...
Prof. Dr. Türker Kılıç – Araştırma Alanı
Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı olan, Beyin-Sinir Cerrahisi Anabilim Dalında çalışan Prof. Dr. Türker KILIÇ özellikle beyin damar hastalıkları ve beyin tümörleri alanlarında çalışmaktadır. 1966 Bursa doğumlu olan Dr. Kılıç, tıp eğitimini Hacettepe Üniversitesi'nde 1991 yılında, uzmanlık eğitimini Marmara Üniversitesi Nöroşirürji Anabilim Dalı'nda (Yönetici: Prof Dr M Necmettin Pamir) 1997'de tamamlamıştır. Harvard Üniversitesi Brigham and Women's Hospital ve Dana-Farber Kanser Enstitüsü'ndeki Nöroonkoloji üst-ihtisasını (Yöneticiler: Prof.Dr Peter Black, Prof Dr Charles Stiles) Aralık 1998'de, Anatomi Doktorası'nı Marmara Üniversitesi Anatomi Anabilim Dalı'nda (Yönetici: Prof Dr Safiye Çavdar) Şubat 2000'de tamamlamıştır. Türkiye Bilimler Akademisi'ne (TÜBA) 2007)'de seçilen Dr. Kılıç, tıp fakültesi öğrencisi iken Uluslararası Tıp Fakülteleri Öğrencileri (MISC) Araştırma Ödülü ve Hacettepe Üniversitesi Üstün Başarı Ödülü'nü almıştır. Dr. Türker Kılıç, Avrupa Nöroşirürji Yeterliliğini 1997'de almış ve 1992 yılında Almanya'da transcranial doppler ultrasonography temel ve klinik eğitimini, 1995 yılında İsveç'te Gamma-Knife ışın cerrahisi eğitimini tamamlamıştır. Bilimsel araştırmaları, 1999 yılında Avrupa Nöroşirürji Dernekleri Birliği'nin (EANS) "En Değerli Araştırma Ödülü"ne, 2001'de Amerika Nöroşirürji Dernekleri Birliği'nin (AANS) "Nöroonkoloji Genç Araştırmacı Ödülü" ne layık görülmüştür. Dr. Kılıç, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri tarafından 2000 yılında "Araştırmaya En Fazla Teşvik Eden Öğretim Üyesi" seçilmiştir. Yine 2000'de Türkiye Beyin Araştırmaları Derneği, Bilimsel Araştırma Ödülünü, 2001'de ve 2002'de Türk Nöroşirürji Derneği Bilimsel Araştırma Ödüllerini kazanmış ve 2002-2005 yılları arasında TÜBA-GEBİP bursuna (Yönetici: Prof Dr Yücel Kanpolat) layık görülmüştür. Bilimsel çalışmaları, 2005 yılında Amerika Nöroşirürji Dernekleri Birliği'nin (AANS) En Değerli ABD-dışı Bilimsel Çalışma Ödülünü kazanmıştır. Dr Kılıç, 1997-1998 yıllarında Harvard Üniversitesi'nde beyin kanserlerinden olan astrositomlar konusunda çalışmış ve halen üzerinde çalıştığı bir molekülün astrositomlarda etkinliğini ispatlayan deneylerini sorumlu araştırmacı olarak yapmıştır. Bu araştırmanın 2000 yılında yayınlanması üzerine NIH onayı alınarak başlanan klinik araştırmaların sonunda üzerinde çalışılan molekül ilaç haline (Glivec) gelmiş ve günümüzde bazı beyin kanserlerinin tedavisinde ...
Prof. Dr. Önder Pekcan – Araştırma Alanı
Polimer molekülü genelde bir sürü karbon atomunun dizildiği bir ‘’belkemiği’’ inden meydana gelir ve en genelde bu karbonlara hidrojenler bağlanmıştır. Bu polimer zincirleri katı fazdayken bir tencere içersindeki spagetti görünümündedir. Bu Polimer katı, belli bir sıcaklığın üstünde ısıtılırsa bel kemiği hareket etmeye başlar. Bu sıcaklığa ‘’ camsı geçiş ‘’ sıcaklığı denir. Bu sıcaklığın altında, polimer katı bir cam gibi serttir. Bu sıcaklığın üstünde ise polimer lastiksi yapıdadır. Polimer katı daha da ısıtılır ise akar ama ne kadar ısıtılırsa ısıtılsın buharlaşamaz. Polimer molekülü camsı sıcaklık üstündeki sıcaklıklarda, bel kemiğini ileri geri hareket ettirerek bir sürüngen gibi hareket eder. Bu hareket her tarafa uçuşan küçük moleküllerin hareketine hiç benzemez. Nobel ödüllü de Gennes’in modeline gore; polimer zinciri, diğer polimer zincirlerinin, onun yana doğru hareketini engellemesi sonucu oluşturduğu hipotetik bir tüpün içindeki bir yılana benzer.Polimer zinciri bu tüpün içinde keyfi olarak ileri ve geri hareket ederek, tüpü baş ve uç noktalarından terk etmeye başlar. Belli bir süre sonra baş ve uçtaki küçük zincirler büyür ve sonunda bütün zincir tüpü terk eder ve başka bir tüp oluşturur. Böylece bu dev moleküller ,camsı sıcaklığın üstündeki sıcaklıklarda polimer katının içerisinde gezintiye çıkarlar. Günlük yaşantımızda; örneğin fotokopi mürekebinin, kağıdın üzerine yapışıp ısıl işleme tabi olduğu zaman süresi içinde de bu hareketler oluşur. Otomobil kaportasının boyanması sırasında da polimer zincirleri yine bu sürüngen hareketi yaparlar. Bu uygulamalarda, polimer zincirler micron veya nano metre büyüklüğündeki küreler içersinde bulunurlar ve bu küreler su veya organik çözücülerde dağıtılabililer. Daha sonra çözücü buharlaşmaya bırakılırsa, küreler sıkı paketlenerek film oluştururlar. Eğer kuruma sıcaklığı, Tk camsı geçiş sıcaklığından,Tg büyük ise bu küreler polihedronlar oluştururlar. Eğer Tk, Tg den küçük ise polimer küreler bir toz film oluşturur. Her iki durumda da oluşan bu ilkel filimler tavlanırsa polimer küreler kaybolur. Yani ...
Prof. Dr. Naci Görür – Araştırma Alanı
Çökelbilim (sedimantoloji) konusunda uzman. 1975-1988 yılları arasında ülkemizin hemen hemen her çökel havzasında araştırmalar yaptı. Bu havzaların petrol potansiyelinin açıklığa kavuşturulmasına katkıda bulundu. 1988 yılından itibaren de deniz araştırmaları üzerine yoğunlaştı. Aynı yıl uluslar arası bir proje olan ”Okyanus Tabanlarını Delme Programı” (Ocean Drilling Program-ODP) kapsamında Hint Okyanusu’nda Avustralya’nın kuzeybatı şelfinde çalıştı. Daha sonra Karadeniz, Marmara Denizi ve Ege Denizi’nin çeşitli jeolojik problemleriyle ilgilendi. 1993-2003 arasında TÜBİTAK deniz araştırmaları koordinatörü olarak çok sayıda deniz araştırmaları projesi içerisinde yer aldı veya koordine etti. Karadeniz’in ne zaman oluştuğu ve günümüze kadar nasıl bir evrim geçirdiği konusunda araştırmalar yaptı. 1999 depremlerinden sonra araştırma faaliyetlerini Marmara Denizi’ne kaydırdı. Kuzey Anadolu Fayının bu denizin altındaki devamını inceleyen çok sayıda araştırma projesini koordine etti. Bu araştırmalarda birçok yerli ve yabancı gemi kullanıldı. Bu gemilerin bazıları da insansız ve insanlı denizaltılardı. Prof. Görür Nautile adı verilen insanlı bir denizaltıyla Marmara’nın 1240 m dibine daldı ve İstanbul’u tehdit eden fayı inceledi. Marmara Denizi’nde yapılan bu uluslar arası çalışmalar sonucu bu deniz jeolojik açıdan dünyanın en iyi bilinen bir iç denizi haline geldi. Prof. Naci Görür ve arkadaşları Marmara Denizi’nin depremselliğini ve bazı oşinografik özelliklerini sürekli ölçmek ve izlemek için deniz tabanına bir “denizaltı gözlem istasyonu” kurmak için çabalarını sürdürmektedirler. Aşağıda bu çalışmalarla ilgili bazı görsel malzemeler verilmektedir. Nautile Denizaltısı Denizaltı gözlem istasyonlarının kurulacağı yerler Denizltı gözlem istasyonunun tasarımı Marmara’nın tabanındaki fay (kırık) Marmara Denizi’nin fay haritası
Prof. Dr. Metin Gürses – Araştırma Alanı
Çalışmalarımın ağırlıklı kısmı Einstein Görelilik Kuramı üzerinedir. Genellikle klasik kuramda kesin çözümlerle ilgili problemlerle uğraşmaktayım. Bunlar arasında düz uzayzaman fonunda düzlemsel dalgalar, bu dalgaların çarpışması ve bu olayın matematiksel yapısı üzerinde pek çok çalışmam bulunmaktadır. Son zamanlarda herhangi bir boyutta anti-de Sitter fonunda eğriliğin karesi ile inşa edilen tüm teorilerin kesin çözümleri üzerine yoğunlaşmış bulunuyorum. Bu çözümler arasında AdS-düzlemsel ve küresel dalga çözümleri de bulunmaktadır. İbrahim Güllü, Metin Gürses, Tahsin Çağrı Şişman, Bayram Tekin, AdS Waves as Exact Solutions to Quadratic Gravity, Phys. Rev. D83,084015 (2011) Bu çözümler Einstein denklemlerinin gravitasyonel düzlemsel dalga içeren kesin çözümlerine yeni örnekler teşkil ederler. Kuramsal olarak var olduğunu bildiğimiz gravitasyonel dalgaların gözlenmesi birçok ulusun ortak çalışması ile başarılmaya çalışılmaktadır. Buna örnek LISA deneyi aşağıdaki şekilde bahsedilmektedir. Einstein Kuramının en önemli öngörülerinden birisi gravitasyonel dalagaların varlığıdır. Bu dalgalar dolaylı olarak keşfedildi. Birbirleri etrafında hızla dönen çift yıldızlarda gravitasyonel ışımadan dolayı enerji kaybına ve dolayısıyla dönme periyodu azalımına neden olmaktadır. Bu olay PSR B1913+16 çift nötron yıldızı sietminde deneyle gözlenmiştir. Bu gözlemi yapanlar, Taylor ve Hulse 1993 de fizik dalında Nobel Ödülünü kazanmışlardır. Bu konuda yararlı olabilecek Türkçe kaynak: M. Gürses, Einstein Görelilik Kuramının Önümüzdeki On Yılı: Günce, Sayı 32, Sahife 2-3 (2005) Şekil 1. 2020 li yıllarda tamamlanıp doğrudan garvitasyonel dalga gözlemi yapması düşünülen LISA deneyi temsili olarak gösterilmektedir. Yeryüzünde yerleşik gözlemevlerinde yapılan deneylerde şimdiye kadar gravitasyonel dalgaya rastlanılmadı ise de LISA deneyi ile bu amaca ulaşılacağına inanılmaktadır. LISA, bir eşkenar üçgenin köşelerinde ve aralarındaki uzaklığın 5 milyon kilometre olduğu üç peykten oluşan bir uzay laboratuvarıdır. Civarından geçen kuvvetli gravitasyonel ışımayı ölçmesi beklenmektedir.(Wikipedia) Çalışmalarımın bir kısmı da uygulamalı matematikte yer alır. Matematikte minimal ve Weingarten yüzeyleri hem geometri hem de diferansiyel denklemler konularında oldukça önemli yer tutar. Euler, ...
Prof. Dr. Mahmut Hortaçsu – Araştırma Alanı
Benim araştırma konum kuramsal parçacık fiziğidir. Konuya ilgi duyan herkesin bildiği gibi doğada dört temel kuvvet vardır. Bunlar: çekirdek ile elektronları bir araya getirip atomları, molekülleri, katıları, sıvıları, dolayısıyla gördüğümüz maddeyi oluşturan elektromanyetik kuvvet, kütleleri, gezegenleri, galaksideki yıldızları, bir arada tutan, bizim yerküre üzerinden ayrılmamamızı sağlayan kütleçekim kuvveti, içindeki temel parçacıkların, kuarkların, birbirini çekmesini sağlayıp atom çekirdeği içindeki proton ve nötron gibi parçacıkları oluşturan yeğin kuvvet ve atomaltı parçacıkların (kuarkların, leptonların) bozunup başka parçacıklara dönüşmesini sağlayan zayıf kuvvettir. Fizikte şu anki kabul edilen standard model adı verilen kurama göre doğadaki temel parçacıklar başlıca ikiye ayrılıyorlar. Maddeyi oluşturan hepsinin spini ½ olan elektronlar, muonlar, kuarklar ve bunlar arasındaki kuvvetleri oluşturan aracı parçacıklar. Aracı parçacıkların spinleri birim değerin katlarıdır. Bunlardan elektromanyetik kuvvetin taşıyıcısı fotonlar, zayıf kuvvetin taşıyıcıları W ve Z bozonları ve yeğin kuvvetin taşıyıcısı gluonların spini bir, kütleçekimin taşıyıcısı gravitonların spini ise ikidir. Standard modelin tamamlanması için doğada spini sıfır olan Higgs parçacığının da bulunması gerekiyor. Bu parçacık henüz bulunamadı. CERN’de yapılan deneylerde halen aranıyor. Maddeyi oluşturan parçacıklar ise birbirini tekrarlayan üç aile olarak görünüyorlar. İlkinde elektron, elektron nötrinosu, her birinden üç tane olmak üzere aşağı ve yukarı kuarkları var. İkincide muon, muon nötrinosu, gene her birinden üç tane olmak üzere sihirli ve acayip kuarklar bulunuyor. Üçüncü ailede ise tau parçacığı ve onun nötrinosu ve gene her birinden üç tane olmak üzere alt ve üst kuarklar var. Gördüğünüz gibi ikinci aile kuarklarına değişik adlar verilmişti. İlkin üçüncü aile kuarklarına da güzellik ve doğruluk gibi adlar verildi. Ancak sonraları fizikçiler kendilerinin ciddi kişiler olduklarını hatırlayıp bunların adlarını alt ve üst olarak değiştirdiler. Higgs bozonu dışında tüm bu parçacıklar deneylerde gözlendiler. Her aile diğerlerinin aynısıdır. Yalnız sonrakilerin kütleleri daha büyüktür. Örneğin en hafif kuark olan yukarı kuarkın kütlesi ...
Prof. Dr. Ersin Yurtsever – Araştırma Alanı
Küçük kümelerin yapıları, dinamiği ve termodinamiği Az sayıda (3-1000) parçacıktan oluşan kümeler(cluster) bir anlamda nanosistemlerin atalarını oluşturmaktadır. Bu parçacıkların en önemli özelliği, yüzeylerinin göreceli olarak büyük olmaları nedeniyle, fiziksel özelliklerinin parçacık sayısı ile değişmesidir. Bir yoğun maddenin özellikleri miktardan bağımsız iken, kümelerde parçacık sayısının bir artması bile tamamıyla farklı bir davranış gösterebilmektedir. Özellikleri etkileyen ikinci bir faktör de doğal olarak, parçacıklar arası etkileşmelerdir. Bizim uzun zamandır süre gelen çalışmalarımız farklı etkileşme potensiyelleri ile oluşan kümelerin kararlılıkları, izomerleri, geçiş halleri gibi yapısal özellikleri, kaotik davranış, erime mekanizmaları gibi dinamik göstergeleri ve ısı kapasiteleri gibi termodinamik özellikleri üzerine odaklanmaktadır. Kullanılan teknikler istatistik termodinamiğin ana yöntemleri olan optimizasyon, Monte Carlo ve Moleküler Dinamik simülasyonlarıdır. Aynı yükteki parçacıkların harmonik bir tuzak içerisinde hapsi ile oluşan bir Coulomb kümesi. Anizotropik bir tuzak içerisinde oluşan farklı yapılar. Örnek yayınlar: F.CALVO, E.YURTSEVER and D.J.WALES, “Energy landscapes of ion clusters in isotropic qudrupolar and octupolar trap”, J.Chem.Phys. 136, 024303 (2012) E.YURTSEVER, E.D.ONAL and F.CALVO, “Structure and dynamics of ion clusters in linear octupole traps”, Phys.Rev.A, 83, 053427 (2011) F.CALVO and E.YURTSEVER, “Composition induced structural transitions in mixed rare-gas clusters”, Phys.Rev.B 70, 45423 (2004) E.YURTSEVER, “Measuring chaos in rotating clusters”, Comp.Phys.Comm. 145, 194 (2002) Kuantum kimyasal yöntemlerle zayıf etkileşmelerin incelenmesi Kuantum kimyası, gelişen bilgisayar teknolojileri ile artık pek çok kimyasal tepkime mekanizmasını araştıracak bir düzeye gelmiştir. Bununla beraber hala çözümü zor olan problemler bulunmaktadır. Örneğin atom sayılarının fazlalığı nedeniyle biyolojik sistemlerle hesap yapmak zordur. Diğer kritik bir saha da zayıf etkileşmelerdir. Normal bir kimyasal bağın uzunluğu 1.0-1.5 angstrom arasında değişirken bazı önemli kompleks oluşumlarda bu mesafe 3-4 angstroma kadar çıkmaktadır. Çok kullanılan ve fazla hesap zamanı gerektirmeyen yoğunluk-fonksiyonel-teori (DFT) gibi hesaplar ise bu uzaklıklardaki etkileşmeleri doğru hesaplayamamaktadır. Bizim çalışmalarımızın ...
Prof. Dr. Ayşe Erzan – Araştırma Alanı
Çok sayıda değişkene sahip karmaşık sistemler, onları oluşturan ögelerin birbirleri ile etkileşimleri sayesinde çok büyük ölçekli örüntülere kavuşabiliyorlar. Depremlere neden olan fay hatları, ya da kuş sürülerinin gökteki devinimleri [1], onları yönlendiren bir “komuta merkezi” olmamasına karşın şaşırtıcı biçimde kendilerini yineleyen şekillere bürünebiliyorlar. Bu şekillerin oluşumunda ve sergiledikleri dinamiklarde hem determinist kurallar, hem de rastlantı rol oynuyor. (Şekil 1) Şekil 1. Bir bakteri kolonisinin rasgele büyümesini de, kayrak taşlarının içinde mineral oluşumlarını da modelleyebilen “yayınım limitili kümelenme” kuralına göre bilgisayar benzeştirimi ile elde edilmiş şekiller.[3] Parçaları bütünün küçük ölçekli kopyalarından oluşan şekillere fraktaller adı veriliyor. Benoit Mandelbrot'un dikkat çektiği ve popülerleştirdiği [2] fraktaller, doğada sıklıkla karşımıza çıkıyorlar: bulutlar, nehir yatakları, ağaç dalları, mineral oluşumlar, sinir hücreleri gibi, her çözünürlük düzeyinde hep kendini yineleyen biçimlere sahipler. Bu yapılar aynı zamanda çok farklı zaman ölçeklerinde devinimler sergileyebiliyorlar. Yerel ya da uzun menzilli etkileşimlerin, kendiliğinden ortaya çıkarttığı fraktal şekillerin oluşum süreçleri [3] bize jeolojik, biyolojik hatta sosyolojik bazı olşumları hakkında da bilgi veriyor. Depremlerin, toprak kaymalarının, ekonomik krizlerin çok geniş bir yelpazeye yayılmış büyüklükleri ve sıklıklarını anlamamıza yardımcı oluyorlar. Doğada ve toplumda pek çok etkileşim, metre ile ölçebileceğimiz uzaklıklara bağlı olmaksızın gerçekleşiyor: sosyal ya da ekonomik ilişki ağları, enerji iletişim ağları, türler arasında ekolojik ilişkiler, salgın hastalıkların yaygınlaşmasını sağlayan hava ulaşımı şebekeleri, “sosyal medya” denilen iletişim şebekeleri, bu ağlardan sadece bazıları. Farklı türde ağların üzerinde hasar yayılımı, senkronizasyon, kararlılık gibi olguları ağların dallanma ve kendi üzerine kapanma gibi (topolojik) özellikleri ile bağlantılandırmak, bir çok mühendislik problemine doğrudan veri sağlıyor. Farklı ağ yapılarının nasıl kendiliğinden ortaya çıktıklarını anlamak, kendi kendini onaran yapıları tasarlamamıza da imkan tanıyor. Son on yıldır özellikle canlı hücrelerin işlevlerini belirleyen protein üretimini yöneten ağ yapılarının modellenmesi ile uğraşıyorum. [4] (Şekil 2) Buradan edinilebilecek en ...
Prof. Dr. Mehmet Ali Alpar – Araştırma Alanı
Benim bütün araştırmalarım nötron yıldızlarının dönmesi ile ilgili. Nötron yıldızları gözleyebildiğimiz en çökmüş, en yoğun yıldızlar. En hızlı dönen yıldızlar da bunlar, gökcisimleri arasındaki en kuvvetli mıknatıslar da. Ben bu yıldızların en hızlı dönenleri niye o kadar hızlı dönüyorlar, aralarındaki en kuvvetli mıknatısların (magnetarların) dönmelerini ne kontrol ediyor, nötron yıldızlarının aniden daha hızlı dönmeleri nasıl içlerindeki üstün akışkanlıktan kaynaklanıyor, bu konularda çalışıyorum. Burada genel olarak nötron yıldızlarını tanıtmaya çalışacağım. Bütün yıldızlar milyarlarca yıl süren evrimlerinin sonunda kütleçekimi etkisiyle çökerler. Yüksek kütleli yıldızlar için bu çöküş hiç bitmez. Kütleçekimi nihayet ışığı bile salmayacak kadar etkili aşamaya gelince yıldız bir kara delik olur. Bu aşamadan sonra artık kara deliği doğrudan gözleyemeyiz. Sayfadaki görsel :Yengeç Nebülası Kırmızı Renk: Hubble Mavi Renk: Chandra X-ışını Uzay teleskobu ile alınan resim (Wikipedia) Tipik bir yıldız olan Güneşin kütlesi 2 × 10 üzeri 27 ton, yarıçapı 700 000 Km. Yıldız evriminin son aşamasında çöken bir yıldızın çekirdeğinde kütle yaklaşık 2,5 Güneş kütlesinden yani 4 – 5 × 10 üzeri 27 tondan fazla ise yıldız karadelik haline gelerek gözden kayboluyor. Bu sınırın altındaki kütlelerde nötronlar arasındaki itici nükleer güç ve Pauli etkisi, yani kabaca ifadeyle iki nötronun ‘üstüste gelememesi’, ayni kuvantum durumunda olamaması, kütleçekimine karşı durmaya yeterli basıncı sağlıyor. Bu durumda dengeye ulaşan yıldızda bir kaç Güneş kütlesi kadar madde 10 Km kadar yarıçapı olan bir hacme sıkışmış oluyor. Bir küçük kahve kaşığında birkaç yüz milyon ton madde var. Bu yoğunluklarda maddenin %95 kadar nötron %5 kadar da proton ve elektronlardan oluştuğundan bu yıldızlara nötron yıldızı deniyor. Çöken yıldız yaklaşık 1.5 Güneş kütlesinin altında ise elektronların Pauli basıncı ile kütleçekimsel çöküşü durdurabiliyor. Beyaz Cüce dediğimiz bu yıldızlar ‘sadece’ 1 ton/cm3 kadar yoğunluktalar. Yıldız evriminin sonunda ulaşılabilen bu üç denge konumu arasında kara delikler ...